ترجمة "hass" إلى العربية

حثّ, خس, خاصّ هي أهم ترجمات "hass" إلى العربية.

hass
+ أضف

التركية - قاموس العربية

  • حثّ

    (Ar. ḥaѕѕ) Kışkırtma, teşvik etme.

  • خس

    noun

    Maruldur. Eyüdür. Mi‘deyi sovudur. Sidüğü yürüdür. Eğer yumadan bişürseler ya bişürmeden yiseler mi‘deye be-gâyet eyüdür. Eğer tohumunu içseler cimâ‘ arzusun kese. İhtilâm men‘ ider. Eğer dâim yiseler gözde perde eyler. Yaban marul suyun buçuk dirhem suyla ve sirkeyle içseler kusdurub sulu balgamı ishâl ide. Eğer gül yağıyla karışdırub başa dürtseler baş ağrısına fâide ide. Ve göze dürtseler gözde olan çıbanları gidere. Eğer yaban marulun yiseler uyuda. Ağrıyı sâkin ider. Hayız kanın yürüdür. Akreb ve ağulu canavarlar sokduğuna fâide ide. Ve süci aralığında yiseler sinirlerde olan zahmetleri gidere. Yunmuşu yaramazdır. Eğer döğseler yaku idüb enseye ursalar dimağ harâretin sâkin eyleye. Eğer sirkeyle yiseler kanı sâkin eyleye. Ve safrâyı kat‘ ider. Eğer yağla ve sirkeyle bişürüb yiseler yerakanı gidere. Ve emcek ağrısın sâkin ide. Marul yimek sular karışduğundan olan zahmetlere ve safrâdan ve kavuk göyündüğünden fâide ide. [..]

  • عرض الترجمات التي تم إنشاؤها خوارزميًا

ترجمة تلقائية لـ " hass " إلى العربية

  • Glosbe

    Glosbe Translate
  • Google

    Google Translate

الترجمات مع الهجاء البديل

Hass
+ أضف

التركية - قاموس العربية

  • خاصّ

    (Ar. ḥuṣūṣ “özel olmak”tan ḫāṣṣ) 1. Bir şeye veya bir kimseye âit olup başkasında bulunmayan, ona mahsus olan, özgü: Buldum o Teselya dilberinde / Ol kıt’aya has bir melâhat (Muallim Nâci). İlk cuma namazını bir vakitler temelleri arasında dolaştığı bu câmide kılmış (...) Evliyâ Çelebi’nin kendisine has buluşu ile genişliğini, mermer döşemelerinin beyazlığını “harem-i beyaz”, “ak yayla” diye anlatmaya çalıştığı ve billûra benzettiği avlusuna uzun uzun bakmıştı (Ahmet H. Tanpınar). 2. Bir şeye veya bir kimseye ayrılmış olan, herkese âit olmayan, husûsî, özel. 3. Saf, hâlis, katışıksız (şey): “Has ekmek.” “Has yün.” “Has un.” Düşsen dahi refîk-i hâssa / Eyler seni dâğ-dâr-ı firkat (Muallim Nâci). En has gülü bahçenin (Fâruk N. Çamlıbel). 4. Bir hükümdârın şahsına veya sarayına âit olan: “Has ahır.” “Has bahçe.” “Has fırın.” Harîm-i hâssa yol vermez açılmaz şahs-ı nâdâna (Bâkî). 5. Seçkin, temâyüz etmiş (kimse, sınıf, topluluk): “Meclis-i has.” “Dîvân-ı has.” Anın içün Hak katında hâs idi (Süleyman Çelebi). 6. i. târih. Osmanlı Devleti’nde pâdişahlara, vezir, beylerbeyi, sancak beyi gibi devlet ricâline ayrılan, yıllık geliri 100.000 akçenin üstündeki arâzi: Kapudan Paşa haslarına yüz bin akçe terakkî ferman oldu (Kâtip Çelebi’den Seç.).

أضف

ترجمات "hass" إلى العربية في سياق ذاكرة الترجمة