ترجمة "Tas" إلى العربية
تاس, لسّلطانيّة, طاس هي أهم ترجمات "Tas" إلى العربية.
-
تاس
(Ar. ṭās < Fars. tās) [Kelime Arapça’dan Batı dillerine de geçmiştir] 1. İçine su, sulu şeyler ve çeşitli maddeler konan, mâdenden, ayaksız, derince, yayvan kap: Eğil bak suya, ordadır güzelliğin, gençliğin / Sen gel beni dinle, günlerimiz hebâ olmasın / Yorgun başımı göğsünde emniyette bileyim / Artık taslarımız ayrı çeşmelerden dolmasın (Câhit S. Tarancı). Sırça tastan sihirli su içilir (Orhan V. Kanık). Dört yanımı su sesleriyle, gümüş tas ve billûr kadeh şıkırtılarıyle, güvercin uçuşlarıyle dolu sanırdım (Ahmet H. Tanpınar). 2. târih. Solaklarla peyklerin ve tulumbacıların başlarına giydikleri başlık. ѻ Tas akçesi: Yeniçeri ortalarına âit sandığın sermâyesini teşkil etmek üzere yeniçeri ulûfelerinden kesilen paralar: Her orta veya bölüğün sandığına konulmak üzere ulûfeden ulûfeye yeniçerilerden tas akçesi ismiyle bir para alınır ve bu para orta veya bölüğün ihtiyâcına sarfedilirdi (İsmâil H. Uzunçarşılı). Tas gibi: Saçsız, dazlak. Tası tarağı toplamak: (Bir yerden acele gitmek üzere) Bütün eşyâsını toplamak, acele ayrılmak ve kaçmak: Ertesi gün tası tarağı topladı, kaçış hâlâ o kaçış (Ömer Seyfeddin). Ertesi gün oradan tası tarağı topladım kaçtım (Hüseyin R. Gürpınar). Tâs-ı felek: Gökyüzü, semâ: Kazâ dergâh-ı pîr-i tab’ıma gelmiş suâl eyler / Elinde ser-nigûn tâs-ı felek bir keçkül olmuştur (Leskofçalı Gālib). Vaktidir ola bi-izn-i lutf-ı hallâk-ı ezel / Gulgul-i kûs-i zaferden tâs-ı gerdun pür-tanin (Üsküdarlı Hakkı Bey).
-
عرض الترجمات التي تم إنشاؤها خوارزميًا
ترجمة تلقائية لـ " Tas " إلى العربية
-
Glosbe Translate
-
Google Translate
الترجمات مع الهجاء البديل
-
لسّلطانيّة
-
طاس
noun(Ar. ṭās < Fars. tās) [Kelime Arapça’dan Batı dillerine de geçmiştir] 1. İçine su, sulu şeyler ve çeşitli maddeler konan, mâdenden, ayaksız, derince, yayvan kap: Eğil bak suya, ordadır güzelliğin, gençliğin / Sen gel beni dinle, günlerimiz hebâ olmasın / Yorgun başımı göğsünde emniyette bileyim / Artık taslarımız ayrı çeşmelerden dolmasın (Câhit S. Tarancı). Sırça tastan sihirli su içilir (Orhan V. Kanık). Dört yanımı su sesleriyle, gümüş tas ve billûr kadeh şıkırtılarıyle, güvercin uçuşlarıyle dolu sanırdım (Ahmet H. Tanpınar). 2. târih. Solaklarla peyklerin ve tulumbacıların başlarına giydikleri başlık. ѻ Tas akçesi: Yeniçeri ortalarına âit sandığın sermâyesini teşkil etmek üzere yeniçeri ulûfelerinden kesilen paralar: Her orta veya bölüğün sandığına konulmak üzere ulûfeden ulûfeye yeniçerilerden tas akçesi ismiyle bir para alınır ve bu para orta veya bölüğün ihtiyâcına sarfedilirdi (İsmâil H. Uzunçarşılı). Tas gibi: Saçsız, dazlak. Tası tarağı toplamak: (Bir yerden acele gitmek üzere) Bütün eşyâsını toplamak, acele ayrılmak ve kaçmak: Ertesi gün tası tarağı topladı, kaçış hâlâ o kaçış (Ömer Seyfeddin). Ertesi gün oradan tası tarağı topladım kaçtım (Hüseyin R. Gürpınar). Tâs-ı felek: Gökyüzü, semâ: Kazâ dergâh-ı pîr-i tab’ıma gelmiş suâl eyler / Elinde ser-nigûn tâs-ı felek bir keçkül olmuştur (Leskofçalı Gālib). Vaktidir ola bi-izn-i lutf-ı hallâk-ı ezel / Gulgul-i kûs-i zaferden tâs-ı gerdun pür-tanin (Üsküdarlı Hakkı Bey).
Bir tas çok amaçlı dezenfektanı içip topu dikmiş.
سحبت طاسة متعدد الغرض يزيل رائحة مطهرا وبعد ذلك يحطم
-
سلطانية
noun feminineEe, klasik tas konup da kesilmiş saç modunu niye değiştirdin?
أذن, لماذا قررت ترك القلنسوة التى تغطى سلطانية الحبوب ؟
-
ترجمات أقل تواترا
- زبدية
- كُوب