ترجمة "Sinmek" إلى العربية

سكمك, سكمك, سنمك هي أهم ترجمات "Sinmek" إلى العربية.

Sinmek
+ أضف

التركية - قاموس العربية

  • سكمك

    (Eski Türk. sing-mek) E. T. Türk. Hazm edilmek, sindirilmek: Yediği sinmez ise şerbet içer / Ol tutulmuş mi’deyi şerbet açar (Âşık Paşa – T. S.). Suların iyisi oldur kim tatlı ve sâfi ve tiz siner, vezni yeyni (hafif) ola (Teshil – T. S.).

  • عرض الترجمات التي تم إنشاؤها خوارزميًا

ترجمة تلقائية لـ " Sinmek " إلى العربية

  • Glosbe

    Glosbe Translate
  • Google

    Google Translate

الترجمات مع الهجاء البديل

sinmek verb قواعد
+ أضف

التركية - قاموس العربية

  • سكمك

    (Eski Türk. süng-mek) (– /-e) 1. Göze batmamak, ortalıkta görünmemek için sessizce bir kenara çekilmek, bir yere büzülmek: Karımın rengi korkudan bembeyazdı. Hasan sinmiş ağlıyordu (Sait Fâik). Kimi bir tarafa sinmiş, şaşkın gözleriyle cehennemî bir devin aydınlattığı bu karınlara bakıyor... (Ahmet H. Tanpınar). 2. Saklanmak, gizlenmek: Yavaş yavaş sindiğim taşın ardından çıktım (Fahri Celâl). Taşına yaslanıp dinlenenler var / Sindiler görünce bizi geçerken (Fâruk N. Çamlıbel). Sinerek gerilediler, fundalara siperlenerek ormana girdiler (Kemal Tâhir). 3. İçine, özüne işlemek, nüfuz etmek: Âlim, ilmiyle amel tarîkine sa’y etmese onun va’z u nasîhatı gönüllerden tayınır (kayar), sinmez; nitekim yağmur katresi kayaya dokunur, geri sıçrar, sinmez (Münebbihü’r-Râkıdîn – T. S.). Ahret kokusu yatak odamıza bile sinmiş (Yusuf Z. Ortaç). Öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz / Ki biziz hem görülen hem duyulan yalnız biz (Yahyâ Kemal). 4. mec. (Korku ve yılgınlık sebebiyle) Ses çıkaramaz, karşı koyamaz duruma gelmek, korkmak, korkup pes etmek: Biraz sindik, mütekarrip bir tehlikeye karşı büzüldük (Hâlit Z. Uşaklıgil). Hophop Kadı ürkek bir kız çocuğu gibi sinmiş, gözlerini korkuyla kırpıştırmaya başlamıştı (Kemal Tâhir). Kalıbının adamı değilmiş, sindi (Burhan Felek). ѻ Sine sine: Sinmek sûretiyle, sinerek: Hadi Mehmet, Hasan, Ahmet şu herifi arayalım derler, sine sine giderler (Ahmet Râsim). ► Sinmek fiiliyle deyim: İçine sinmek.

  • سنمك

    (Eski Türk. süng-mek) (– /-e) 1. Göze batmamak, ortalıkta görünmemek için sessizce bir kenara çekilmek, bir yere büzülmek: Karımın rengi korkudan bembeyazdı. Hasan sinmiş ağlıyordu (Sait Fâik). Kimi bir tarafa sinmiş, şaşkın gözleriyle cehennemî bir devin aydınlattığı bu karınlara bakıyor... (Ahmet H. Tanpınar). 2. Saklanmak, gizlenmek: Yavaş yavaş sindiğim taşın ardından çıktım (Fahri Celâl). Taşına yaslanıp dinlenenler var / Sindiler görünce bizi geçerken (Fâruk N. Çamlıbel). Sinerek gerilediler, fundalara siperlenerek ormana girdiler (Kemal Tâhir). 3. İçine, özüne işlemek, nüfuz etmek: Âlim, ilmiyle amel tarîkine sa’y etmese onun va’z u nasîhatı gönüllerden tayınır (kayar), sinmez; nitekim yağmur katresi kayaya dokunur, geri sıçrar, sinmez (Münebbihü’r-Râkıdîn – T. S.). Ahret kokusu yatak odamıza bile sinmiş (Yusuf Z. Ortaç). Öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz / Ki biziz hem görülen hem duyulan yalnız biz (Yahyâ Kemal). 4. mec. (Korku ve yılgınlık sebebiyle) Ses çıkaramaz, karşı koyamaz duruma gelmek, korkmak, korkup pes etmek: Biraz sindik, mütekarrip bir tehlikeye karşı büzüldük (Hâlit Z. Uşaklıgil). Hophop Kadı ürkek bir kız çocuğu gibi sinmiş, gözlerini korkuyla kırpıştırmaya başlamıştı (Kemal Tâhir). Kalıbının adamı değilmiş, sindi (Burhan Felek).

أضف

ترجمات "Sinmek" إلى العربية في سياق ذاكرة الترجمة