ترجمة "HAL" إلى العربية

حال, خال, خلع هي أهم ترجمات "HAL" إلى العربية.

HAL
+ أضف

التركية - قاموس العربية

  • حال

    verb noun adposition

    (Ar. ḥāl) 1. Bir şeyin içinde bulunduğu şartların ve niteliklerin bütünü, durum: Bu bir keşkül-i Hak’tır rızkımı Mevlâ verir / Kimseye etmem şikâyet hâlimi Allah bilir (...). Ey beni ta’yîb eden hâl-i perîşânım görüp (Leskofçalı Gālib). Bir türlü îtirâf-ı hal edemedi (Hüseyin R. Gürpınar). 2. Davranış, tutum, tavır: Her hal ve hareketi bize kanâat veriyor ki Türk neferi elindeki tüfeği zâbitinin emri üzre istîmalden hiç, hiçbir kâr, hatta şan ve şeref bile beklemiyor (Cenap Şahâbeddin). Nerîman bu hâneye gelmezden evvel kocanda bu haller var mıydı? (Hüseyin R. Gürpınar). 3. Geçmiş ile gelecek arasındaki içinde bulunulan, yaşanmakta olan zaman: Giden gelmez gelen meşkûktür bil kadrini hâlin / Bu dehrin mihnet ü zevki bütün efkâra tâbidir (Ziyâ Paşa’dan). Hal ve târih birbirine karışarak hezeyan hâlinde dimâğıma hücum ediyor (Ömer Seyfeddin). Üç zaman var, mâzî, müstakbelle hal / Bir düşün mâzîde neydin yâ ne oldun işte hal (Ken’an Rifâî). 4. mec. Güç, kuvvet, tâkat, mecal: Yorulmağa eğer hâli var ise (Pir Sultan Abdal). Anadolu’dan İstanbul’a, oradan kışlağa, kışlaktan serhadlere varıncaya dek orduda hal kalmıyor (Safiye Erol). 5. tasavvuf. Kulun gayreti ve kastı olmadan sırf Allah’ın bir lutfu olarak kalbe gelen mânâ, feyiz, bunun dervişe geçici olarak verdiği coşkunluk ve cezbe: Hîle ile hud’a ile hâl olmaz (Pir Sultan Abdal). Hâl olan yerde kıyl u kāl olmaz / Eline vâizin kitâbın ver (Rûhî-i Bağdâdî). ♦ dilb. 6. Bir ismin cümle içinde başka bir kelimeyle ilgi kurmak üzere yalın olarak veya ek alarak girdiği durum, ahvâl-i isim: “Türkçe’de ismin yalın, bulunma, çıkma, eşitlik, ilgi, vâsıta, yönelme ve yükleme halleri vardır.” 7. Şimdiki zaman. 8. Zarf.

  • خال

    adjective noun

    (Ar. ḫāl) Annenin erkek kardeşi, dayı: Hasan ve Hüseyin ki hâlleri Kāsım ibn-i Resûlullah’tır (Fuzûlî).

  • خلع

    (Ar. ḫal‘) 1. (Hükümdârı) Tahttan indirme: Deli İbrâhim’in hal’i ve katli esnâsında o kadar zâlim davranan (...) bu acâyip ruhlu âlim (...) Bursa’nın hayâtına oldukça garip bir şekilde girer (Ahmet H. Tanpınar). Hatta Sultan Abdülaziz’in hal’ini hazırlayanların elebaşısı olan Serasker Hüseyin Avni Paşa (...) Soğanağa’daki konağında bir vekiller heyeti toplantısında bastırılarak öldürülmüştü (Sâmiha Ayverdi). 2. Soyma, çıkarma, soyulma, çıkarılma: “Hal’-i libas: Elbisenin çıkarılması.” 3. (Karısını) Boşama, (karısından) boşanma. ѻ Hal’ etmek: Bk. HAL’ETMEK. Hal’-i na’leyn: “İki nalınını ayağından çıkarma” tasavvuf. Dünya ve âhiret bağlarından kurtulma, varlık bağlarından sıyrılma.

  • عرض الترجمات التي تم إنشاؤها خوارزميًا

ترجمة تلقائية لـ " HAL " إلى العربية

  • Glosbe

    Glosbe Translate
  • Google

    Google Translate

الترجمات مع الهجاء البديل

hal noun قواعد
+ أضف

التركية - قاموس العربية

  • حالة

    noun feminine

    Bu davanın daha ilginç bir hal alacağını düşünemezdim ama alıyor.

    L لا أعتقد هذه الحالة يمكن أن _ الحصول على أكثر إثارة للاهتمام ، ولكن لا.

  • خال

    adjective noun

    (Ar. – Fars. ḫāl) Vücuttaki küçük esmer benek, ben: Arz etti hâl-i la’lini ağyâra âh kim / Islanmaz ol halîlimin ağzında mercimek (Yahyâ Bey’den). Gördü ki tâ peştemal bağının yanında biri siyah, biri kumrala mâil iki büyük hâli var (Nâmık Kemal). Gerdendeki hâller safâ-ver (Cenap Şahâbeddin).

  • سوق

    verb noun

    سُوقْ /

    Gitgide kötü bir hal alıyor..

    بالاضافة الى 572 مطالبة ف السوق

عبارات مشابهة لـ "HAL" مع ترجمات إلى العربية

أضف

ترجمات "HAL" إلى العربية في سياق ذاكرة الترجمة