ترجمة "DAM" إلى العربية
دام, حَظِيرَة, دام هي أهم ترجمات "DAM" إلى العربية.
-
دام
verb(Fars. dām) Ot yiyen ve yırtıcı olmayan ceylân, geyik gibi orman hayvanlarının ortak adı [Daha çok karşıtı olan ded kelimesiyle birlikte kullanılır.
-
عرض الترجمات التي تم إنشاؤها خوارزميًا
ترجمة تلقائية لـ " DAM " إلى العربية
-
Glosbe Translate
-
Google Translate
الترجمات مع الهجاء البديل
-
حَظِيرَة
-
دام
verb(Eski Türk. tām “duvar”) 1. Bir binânın dış etkilerden korunması için yapılan en üstündeki örtü kısmı, çatı [Dam kelimesi eskiden binâların üzerindeki toprak düzlükler için kullanılırdı. Daha sonra binâ üstleri meyilli olarak yapılmış ve bunlara çatı denmiştir. Zamanla dam çatı yerine de kullanılır olmuştur]: Topladıkları kahveyi ol damların üzerine sererler (Kâtip Çelebi’den Seç.). Nihâyet damlarda leylekler göründü / Upuzun gagalarını takırdatan (Câhit S. Tarancı). 2. Küçük binâ: “Bağ damı.” “Çiftlik damı.” Kapısında yirmi otuz köylünün biriktiği bir izbe, loş dam (Refik H. Karay). Dördü de silâhlarını bırakıp etrâfıma, damın toprak zemînine çömeldiler (Refik H. Karay). 3. Hayvan koymaya mahsus yer, ahır: Öküzün damını alçacık yapın (Pir Sultan Abdal). 4. argo. Hapishâne, cezâ evi: Uzatmayayım küçük hanımım, dama tıkıldım (Aka Gündüz). Herif öldü... bizden bilirler, beni dama tıkarlar (Kemal Tâhir).
-
طام
(Eski Türk. tām “duvar”) 1. Bir binânın dış etkilerden korunması için yapılan en üstündeki örtü kısmı, çatı [Dam kelimesi eskiden binâların üzerindeki toprak düzlükler için kullanılırdı. Daha sonra binâ üstleri meyilli olarak yapılmış ve bunlara çatı denmiştir. Zamanla dam çatı yerine de kullanılır olmuştur]: Topladıkları kahveyi ol damların üzerine sererler (Kâtip Çelebi’den Seç.). Nihâyet damlarda leylekler göründü / Upuzun gagalarını takırdatan (Câhit S. Tarancı). 2. Küçük binâ: “Bağ damı.” “Çiftlik damı.” Kapısında yirmi otuz köylünün biriktiği bir izbe, loş dam (Refik H. Karay). Dördü de silâhlarını bırakıp etrâfıma, damın toprak zemînine çömeldiler (Refik H. Karay). 3. Hayvan koymaya mahsus yer, ahır: Öküzün damını alçacık yapın (Pir Sultan Abdal). 4. argo. Hapishâne, cezâ evi: Uzatmayayım küçük hanımım, dama tıkıldım (Aka Gündüz). Herif öldü... bizden bilirler, beni dama tıkarlar (Kemal Tâhir).
-
دام
verb(Fars. dām) Tuzak: Koç Köroğlu ummanları taşırdı / Demirci’oğlu seni dâma düşürdü (Köroğlu). Ey mevt niçin bu dâmı kurdun (Abdülhak Hâmit). Tutulur dâmımıza aldanarak dânemize (Ali C. Yöntem). ѻ Dâm-ı ankebut: Örümcek ağı. Dâm-ı mâhî: Balık ağı, olta.
-
دام
verb(Fr. dame < Lat.) 1. Dansta bir erkeğe eş olan kadın. 2. İskambilde üzerinde kadın resmi bulunan kâğıt: “Maça damı.” “Kupa damı.”